Wednesday, October 21, 2026

33. Altin Koza |Turkish Films in Competition 2026


BEKLENTİ / EXPECTATION

2026 / 100 ’ / Renkli Color / Türkiye Turkey

Yönetmen/Director:  Ali Özel

Senaryo/Screenplay: Ali Özel

Müzik / Music : Uğur Ateş

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Mikail Çifci

Sanat Yönetmeni / Art director : Ahmet Yesevi Özel

Kurgu / Editing : Mahmut Aran, Ali Özel

Oyuncular /Cast : Ozan Dağara, Hakan Salınmış, Berk Öztürk, Duygu Şen, İsmail Küpeli, Nihal Koldaş, Süleyman Karaahmet, Mehmet Serdar Şafak, Enver Özel, Fatih Dinçer

Yapımcı / Producer : Ali Özel

Yapım / Production:  ReCinema

Özet/ Summary

Anadolu’nun ücra bir köyünde, bir kadın doktorun ölü bedeni köylüler arasında derin bir merak uyandırır. Sosyal baskı nedeniyle gördüğü tedaviyi itiraf edemeyen çoban, olayın baş şüphelisi haline gelmiştir. Bu sırada, tesadüfen huzur bulmak için köye gelen avukat için burası yavaş yavaş gerçekleri manipüle eden beklentilerin karanlığına dönüşür. Belki de kimsenin bakmaya cesaret edemediği bir yerde gizlenen gerçek budur.

In a remote village of Anatolia, the dead body of a female doctor creates a deep curiosity among the villagers. The shepherd who didn’t confess his treatment because of his social fear, becomes the main suspect of the incident. Meanwhile for the lawyer the village he visited coincidentally to find peace gradually turns into darkness of expectations which are manipulating the truth or maybe it’s the truth hiding somewhere closer no one dares to look.

Yönetmen / Director

1980 yılında Konya’da doğdu. Sinema ve televizyon sektöründe uzun yıllar görüntü yönetmeni olarak çalıştı. 2008 yılında uluslararası birçok festivalde yarışıp çeşitli ödüller kazanan Mommo -Kız Kardeşim filminin yapımında yer aldı ve görüntü yönetmenliğini üstlendi. 2016 yılında Sinema Genel Müdürlüğü desteğiyle hayata geçen ilk uzun metraj filmi Bozkırın senaristliğini, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendi. Film; Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo dahil birçok ödülle döndü. Ali Özel, çalışmalarına kurucusu olduğu ReCinema bünyesinde devam etmektedir.

He was born in Konya in 1980. He worked for many years as a cinematographer in the film and television industry. In 2008, he served as the cinematographer and producer of the film Mommo: The Boogeyman, which competed in numerous international festivals and won several awards. He wrote, produced, and directed his debut feature, The Steppe, made with the support of the General Directorate of Cinema in 2016. The film received multiple awards from the Antalya Golden Orange Film Festival, including Best Film, Best Director, and Best Screenplay. Ali Özel continues his work through ReCinema, his production company.

BİR ARADA YALNIZ / LIFELIKE

2025 /  115’ / Renkli Color / Türkiye Turkey  Yunanistan Greece  Romanya Romania

Yönetmen/Director:  Ali Vatansever

Senaryo/Screenplay: Ali Vatansever

Müzik / Music : Erdem Helvacıoğlu

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Konstantinos Koukoulios

Sanat Yönetmeni / Art director : Meral Efe Yurtseven, Yunus Emre Yurtseven

Kurgu / Editing : Evren Luş, Feyza Kayıkçı (KUDU)

Oyuncular /Cast : Fatih Al, Esra Kızıldoğan, Onur Gözeten

Yapımcı / Producer : Selin Tezcan, Oya Özden Özdemir

Yapım / Production:  Terminal Film Yapım ve Görsel Medya Hiz.San.Tic.Ltd.Şti.

Özet/ Summary

Bursa’daki bir toplu konutun 20. katında, ölümün gölgesi bir aileyi birbirinden koparmıştır. İleri evre hasta İzzet’in (19) tek sığınağı sanal dünyadır. Oğlunu iyileştirme çabalarıyla sosyal medyada ünlenen anne Reyhan, umudunu mucizevi bir ota bağlarken; ilkokul şoförü baba Abdi ise çareyi bir hocanın kapısında arar. İzzet, sanal ortamda tanıştığı genç bir kızı evine davet eder. Buluşma büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Aile içerisinde gerilen ipler tamamen kopar. Abdi, kullandığı servis aracını oğluna manzaralı bir odaya dönüştürür ve mucizevi otu bulma bahanesiyle İzzet’i son bir yolculuğa çıkarır. Reyhan evde oluşan boşluğu komşularıyla doldurmaya çalışırken, baba ile oğul çıktıkları yolculukta yıllardır kuramadıkları bağı yavaş yavaş kurmaya başlar. Bu yakınlaşma, Abdi’yi umut ile kabulleniş arasında zor bir seçim yapmaya iter.

19-year-old İzzet escapes the physical toll of his terminal illness through the limitless world of VRChat. His parents cope in their own isolated ways: his mother, Reyhan, channels her anxiety into her social media persona as a “cancer-fighting mom,” obsessing over a legendary wild plant rumored to be a cure, while his father, Abdi, a school bus driver, retreats into religious devotion. When a disillusioning real-world encounter with a girl from VR pushes İzzet to a breaking point, Abdi is forced to confront the depth of his son’s despair. He transforms his everyday school bus into a rolling sanctuary with a view, taking İzzet on a final road trip in search of the miraculous plant. Left behind, Reyhan abandons her online facade and finds unexpected solace among her neighbors. But on the road, the quiet intimacy between father and son slowly transforms Abdi’s resignation into determination, and the search for the plant begins to feel real.

Yönetmen / Director

Ali Vatansever, önce tasarım, ardından sinema eğitimi aldı. Kurucularından olduğu Terminal Film bünyesinde, insan hikâyelerini derinlik ve incelikle ele alan filmler geliştirip yönetiyor. İkinci uzun metrajı Saf, 2018 Toronto Uluslararası Film Festivali’nde prömiyerini yaptı. Kısmi olarak sanal gerçeklikte çektiği üçüncü filmi Bir Arada Yalnız ise Tallinn Film Festivali’nden en iyi yönetmen ödülüyle döndü.

Film çalışmalarının yanı sıra TimeLooper’da yaratıcı yönetmen olarak, hikâye anlatımını genişletilmiş gerçeklik (XR) teknolojileriyle buluşturan yeni nesil deneyimler tasarlıyor. Koç Üniversitesi’nde Film Yapımı ve XR dersleri veriyor; m2 Film Lab ve KARMA XR Lab bünyesinde ise kariyerinin erken aşamasındaki sinemacı ve sanatçılara mentorluk yapıyor.

Ali Vatansever, first studied design, then film production. As a co-founder of Terminal Film, he develops and directs films that approach human stories with depth and subtlety. His second feature film, Saf, premiered at the 2018 Toronto International Film Festival. His third feature LifeLike won Best Director award at Tallinn Black Nights Film Festival.

In addition to his film work, Ali serves as a Creative Lead for extended reality (XR) projects, designing next-generation experiences that merge storytelling with immersive technologies. He also teaches Film Production and XR at Koç University and mentors early-career filmmakers and XR artists through m2 Film Lab and KARMA XR Lab.

CANAVAR  / MONSTER

2026 / 75’ / Renkli Color / Türkiye Turkey

Yönetmen/Director:  Tunç Şahin

Senaryo/Screenplay: Tunç Şahin

Müzik / Music : Safa Hendem

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Zeynep Seçil

Sanat Yönetmeni / Art director : Aslı Dadak, Barış Yıkılmaz

Kurgu / Editing : Doruk Kaya

Oyuncular /Cast : Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin, Hakan Emre Ünal

Yapımcı / Producer : Ersan Çongar, Cihan Aslı Filiz

Yapım / Production:  Yeni Bir Film

Özet/ Summary

Bir imza günü için küçük bir Anadolu şehrine gelmiş olan roman yazarı Kemal Sönmez, yıllardır görüşmediği kuzenleri Aslı ve Derya’yı ziyaret eder. Kız kardeşler bu habersiz ziyarete hazırlıksız yakalanır. İki kız kardeş, Kemal’in de önerisiyle tarifini unuttukları ve yıllardır yemedikleri aile yemekleri “Kapama”yı yapmaya karar verir. Yapması hatırladıklarından kolay, yemesi ise tahmin ettiklerinden zor olan yemek hazırlanırken, Kemal’in ziyaretinin altındaki gerçek sebep ortaya çıkar.

Novelist Kemal Sönmez, who has come to a small Anatolian town for a book signing, pays an unexpected visit to his cousins Aslı and Derya, whom he has not seen in years. The sisters are caught completely off guard by his unannounced arrival. At Kemal’s suggestion, they decide to cook “Kapama,” a traditional family dish they have neither prepared nor eaten for many years. As they struggle to recreate a recipe they barely remember, they discover that cooking it is easier than expected, but eating it proves far more difficult. While the meal is being prepared, the real reason behind Kemal’s visit gradually comes to light.

Yönetmen / Director

1978’de doğan Tunç Şahin, Lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi, Elektrik Mühendisliği bölümünde tamamladı.  Film yapımı ve senaryo yazarlığı ile ilgili Avrupa’daki çeşitli programlara katıldı. 2002 yılında kurulan yapım ve dağıtım şirketi BİR FİLM’in ortakları arasında yer alan Şahin, 2008 yılından bu yana çeşitli kısa ve uzun metraj projelerde yapımcı ve yönetmen olarak yer aldı. İlk uzun metrajlı filmi Karışık Kaset’i 2014 yılında çeken Şahin, 2017 yılında BluTV için çekilen 7 adet orta metrajlı filmden oluşan 7YÜZ projesini tasarımını yaptı ve çeşitli bölümlerinde senarist ve yönetmen olarak görev aldı. 2020 yılında çektiği ikinci uzun metrajlı sinema filmi “İnsanlar İkiye Ayrılır” ile Antalya Film Festivali’nde En İyi Senaryo dalında Altın Portakal ödülüyle, ödüllendirildi. Amazon Prime Video için çektiği “39 Derecede Aşk” filmi aynı anda tüm dünyada yayınlandı. Tunç Şahin 2010 yılından bu yana Kadir Has Üniversitesi Radyo TV/Sinema bölümünde yarı zamanlı öğretim görevliliği yapmaktadı

Born in 1978, Tunç Şahin completed his undergraduate studies in Electrical Engineering at Istanbul Technical University. He participated in various European programs focused on filmmaking and screenwriting. A partner at BİR FİLM —a production and distribution company founded in 2002— Şahin has worked as a producer and director on various short and feature projects since 2008. He directed his debut feature , Mixed Tape, in 2014. In 2017, he developed Seven Faces, a project comprising seven medium-length films for BluTV, serving as both screenwriter and director on several episodes. His second feature , Two Types of People (2020), won the Golden Orange Award for Best Screenplay at the Antalya Film Festival. His film Love at 39 Degrees, produced for Amazon Prime Video, was released worldwide. Since 2010, Tunç Şahin has been a part-time lecturer in the Radio, TV and Cinema Department at Kadir Has University.

 

GÜNYÜZÜ / HEAR THE YELLOW

2026 /  106’ / Renkli Color / Türkiye Turkey 

Yönetmen/Director:  Banu Sıvacı 

Senaryo/Screenplay: Banu Sıvacı

Müzik / Music : Canset Özge Can

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Yusuf Aslanyürek

Sanat Yönetmeni / Art director : Reyhan Acar

Kurgu / Editing : İsmet Araç

Oyuncular /Cast : Selva Erdener, Süleyman Kadim Kabaali, Asena Hotamış, Okan Selvi, Doğukan Töngel, Dilşah Demir, Kerem Özdoğan, Feridun Koç, Görkem Yeltan, Ali Özakar, Nesrin Yari, Orkun Huylu, Ömer Oduncu, Eren Özyalçın, Ömer Faruk Çavuş, Ercan Özdal, Melik Aksan

Yapımcı / Producer : Banu Sıvacı, Yusuf Aslanyürek, Orkun Huylu

Yapım / Production:  Anagraffilm , Anfilm , Aslanyürekfilm

Özet/ Summary

50 yaşında müzisyen bir kadın olan Suna, tahliye edilme kararı alınan çocukluğunun köyüne geri döner. Suna’nın amacı, yıllar önce kaybettiği kız kardeşinin ölümüne dair şüphelerini netleştirmektir. Sorumlu tuttuğu tek kişi ise Bekir’dir. Ancak köye vardığında, kardeşinin ölümünden şüphelendiği adamın zihninin demans hastalığı yüzünden ağır şekilde bulanıklaştığını öğrenir.

Bekir’den bir yanıt alamayan Suna, bu süreçte Bekir’in tıpkı kendisi gibi müzik yeteneği olan kızı Fidan’la tanışır. İkilinin ortak yeteneği ve kurdukları yakınlık, Suna’yı beklenmedik bir durumun ortasına sürükler. Suna, kendini bir an bile düşünmeden kardeşinin katilinin kızını korurken bulur.

Üstelik bu koruma mücadelesi başkalarına değil, Suna’nın kendi erkek kardeşine karşıdır. Erkek kardeşinin köydeki hesaplaşmaları karşısında Suna; bir yanda geçmişin adaletsizliği, diğer yanda ise masum bir genç kadının geleceği arasında sıkışır.

Suna, a 50-year-old female musician, returns to her childhood village, which is under an evacuation order. Her goal is to clarify her suspicions regarding the death of her sister, lost years ago. The only person she holds responsible is Bekir. However, upon arriving in the village, she learns that the man she suspects is suffering from advanced dementia, his mind heavily clouded.

Unable to get answers from Bekir, Suna meets his daughter Fidan, who possesses musical talent just like herself. Their shared talent and growing bond pull Suna into an unexpected predicament. Suna finds herself instinctively protecting the daughter of the man she believes killed her sister.

Moreover, this protective stance is not against outsiders, but against Suna’s own brother. Facing her brother’s vengeance and ambitions in the village, Suna is caught between the injustice of the past and the future of an innocent young woman. Hear The Yellow is a story of confrontation that questions the boundaries of conscience, music, and family conflict in the shadow of loss.

Yönetmen / Director

1987 yılında Adana’da doğdu. Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra sinema atölyelerine katıldı. Sektöre kısa filmler çekerek adım atan Sıvacı, çeşitli film, reklam ve televizyon dizisi setlerinde reji ve yardımcı yönetmenlik görevlerini üstlendi.

​Yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği ilk uzun metrajlı sinema filmi “Güvercin” (2018), dünya prömiyerini 68. Berlin Film Festivali’nin Generation bölümünde yaptı ve pek çok uluslararası festivalden çok sayıda ödülle döndü.

​Yazar ve yönetmen kimliğiyle bağımsız Türk sinemasında öne çıkan Banu Sıvacı, ikinci uzun metrajlı projesi olan “Günyüzü” (Hear The Yellow) filminin dünya prömiyerini 76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde gerçekleştirdi. Film, daha sonra 72. Taormina Film Festivali’nde Oscar ödüllü Jane Campion başkanlığındaki jüriden En İyi Film ve En İyi Yönetmen dâhil olmak üzere dört büyük ödülün sahibi oldu.

Born in 1987 in Adana, Banu Sıvacı graduated from Çukurova University, Faculty of Fine Arts, Department of Painting, before attending film workshops. Entering the industry by directing short films, she worked as a assistant director and crew member on various film, commercial, and television sets.

​Her debut feature film as writer and director, “The Pigeon” (2018), premiered globally in the Generation section of the 68th Berlin International Film Festival and won numerous awards at various international festivals

​Standing out in independent Turkish cinema as a writer-director, Sıvacı premiered her second feature project, “Hear The Yellow” (Günyüzü), in the Forum section of the 76th Berlin International Film Festival. The film later won four major awards, including Best Film and Best Director, at the 72nd Taormina Film Festival from the jury chaired by Academy Award-winner Jane Campion.

KARANLIKTA ISLIK ÇALANLAR / THOSE WHO WHISTLE AFTER DARK

2025 / 108’ / Renkli Color / Türkiye Turkey Bulgaristan Bulgaria  Almanya  Germany

Yönetmen/Director:  Pınar Yorgancıoğlu

Senaryo/Screenplay: Pınar Yorgancıoğlu, Emre Gülcan

Müzik / Music : Alican Çamcı

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Jonas Raphael Schneider

Sanat Yönetmeni / Art director : Ceyda Yüceer

Kurgu / Editing : Ayris Alptekin, Barış Demirdelen, Pınar Yorgancıoğlu

Oyuncular /Cast : Müfit Kayacan, Hülya Gülşen, İnci Sefa Cingöz, Emrah Özdemir, Berkan Şal, İlda Özgürel, Altuğ Görgü, Nilgün Türksever, Kartal Can Erimiş, Ayşenil Şamlıoğlu, Meral Çetinkaya

Yapımcı / Producer : Bekir Yusuf Açıksöz, Dilde Mahalli, Önder Furkan Besli, Pınar Yorgancıoğlu, Zeynep Ekmekci

Yapım / Production:  İndibindi Fılm, İkinci Yeni, Rosa Film

Özet/ Summary

Bilgisayar oyunu bağımlısı işsiz bir yazar olan TOPRAK, kendisini bekleyen umutsuz gelecekten kaçmak için yurt dışına gitme planları yaparken, annesi SUZAN gençlik ideallerini kızı üzerinden gerçekleştirme hırsındadır; Doğa Tarihi Müzesi’nden yeni emekli babası MELİH ise sivil hayata beceriksizce uyum sağlamaya çalışmakta ve ruhunu dolduran tuhaf boşluğu ailesinden saklamaktadır. Melih’e aniden çıkagelen doğaüstü bir ziyaretçi ile, üçüne de terk edilmiş hayallerin ‘hayaletleri’ dadanır.

Toprak, an unemployed aspiring writer and video game addict, longs to escape an increasingly bleak future in Turkey. Her mother, Suzan, is determined to fulfill the dreams of her youth through her daughter. Meanwhile her father, Melih, struggles to adapt to civilian life, concealing a growing emptiness since his retirement. When a supernatural visitor suddenly appears to Melih, all three are soon haunted by the “ghosts” of abandoned dreams and alternate possibilities — literally.

Yönetmen / Director

Pınar Yorgancıoğlu, Columbia Üniversitesi’nde film yönetmenliği alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. Venice Biennale College Cinema, Sarajevo Talents ve !f İstanbul X Sundance Institute ortaklığında düzenlenen Senaryo Yazarlığı Atölyesi’nin mezunlarındandır. Kısa filmi “Nebile Hanım’ın Solucandeliği” (2016) Varşova Film Festivali’nde prömiyerini yapmış, !f ve İKSV’de ödüller kazanmıştır. Daha önceki kısa filmi “Prayers at Dawn” (2014) ise Palm Springs ve Xining Film Festivalleri dâhil olmak üzere dünya çapında gösterilmiştir. Kurgucu olarak Sundance ödüllü kısa film “Green”, ve Kaş Film Festivali En İyi Kurgu Ödüllü “The Stormers” filmlerinde çalışmış; ayrıca Andie MacDowell’ın başrolünde yer aldığı “Love After Love” filminde yardımcı kurgucu olarak görev almıştır.

Pınar Yorgancıoğlu holds a master’s degree in film directing from Columbia University. Her short film Mrs. Nebile’s Wormhole (2016), shot in Germany with the support of the Baden-Württemberg Film Fund, premiered at the Warsaw Film Festival and received awards at !f and Istanbul Film Festival. Her previous short, Prayers at Dawn (2014), screened internationally, including at Palm Springs International ShortFest, and was nominated for the Grand Prize at Xining First International Film Festival. Together with Gregorio Mircea Franchetti, she created the short web series The Art of Hospitality, later acquired by Warner Music Group and Eko Studio. She is an alumna of Biennale College Cinema, Sarajevo Talents, and the !f Istanbul Screenwriters Lab in collaboration with the Sundance Institute. As an editor, her credits include the Sundance-winning short Green and Esme Madra’s The Stormers, which won Best Editing at Kaş Film Festival. She also worked as assistant editor on Love After Love, starring Andie MacDowell and Chris O’Dowd.

MODA EVLİLİK / MARRIAGE A-LA-MODE

2026 /  81’ / Renkli Color / Türkiye Turkey

Yönetmen/Director:  Miraç Atabey

Senaryo/Screenplay: Miraç Atabey, Emre Halisdemir

Müzik / Music : Miraç Atabey

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Miraç Atabey

Sanat Yönetmeni / Art director : Miraç Atabey

Kurgu / Editing : Miraç Atabey

Oyuncular /Cast : Emrah Gülşen, Ege Damatoğlu, Esra Ece Kuleci, Mustafa Alptekin

Yapımcı / Producer : Miraç Atabey, Emre Halisdemir, Gökhan Barış

Yapım / Production:  Micmuss Film

Özet/ Summary

Moda Evlilik seyircinin neye inanmayı seçtiğine bağlı olarak bir film ya da bir anti-filmdir.

Adını, William Hogarth’ın para ve statü odaklı evlilikleri hicveden altı parçalık resim serisinden alıyor. Tıpkı o seri gibi, bu film de yeni evli bir çift olan Mert ve Ege’nin hayatına odaklanıyor; yaratıcı kimlikleri ve ilişkileri arasında bocalayan, biri sinemacı, diğeri sosyal medya fenomeni olan bu çiftin hayatından altı anı, kesintisiz sahneler ve doğal performanslar eşliğinde izleyiciye sunuyor.

Marriage A-la-Mode is a film, or an anti-film, depending on what the audience chooses to believe. It takes its name from the six-piece painting series by William Hogarth, which satirized marriages focused on money and status. Like that series, this film also focuses on the life of a newlywed couple Mert and Ege, a filmmaker and a social media influencer, struggling with their creative identities and their relationship, in uninterrupted scenes with naturalistic performances.

 Yönetmen / Director 

Miraç Atabey (1989, Rize, Türkiye), Lizbon, Budapeşte ve Brüksel’de düzenlenen DocNomads Belgesel Sinema Yüksek Lisans Programı’ndan mezun olmuş bir yönetmen, senarist ve yapımcıdır. Rize’nin Pazar ilçesi merkezli film yapım ve dağıtım şirketi Micmuss Film’in kurucusudur. Pilita (2012), Noğa (2014) ve Livadi (2018) filmlerinden oluşan kısa film üçlemesinin son filmi prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapmıştır. Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü’nü kazanan ilk uzun metrajlı filmi Zamanımızın Bir Kahramanı (2023), uzun oyunculuk performansları barındıran ve kesintisiz sahnelerle karakterize edilen gözlemci görsel üslubunun ve etkileşimli sinema dilinin rafine bir versiyonunu sergilemektedir. Yönetmen ayrıca, Saraybosna Film Festivali kapsamındaki Talents Sarajevo 2017’nin ve San Sebastian Film Festivali kapsamındaki WIP Europa 2021’in katılımcılarından biri olmuştur. Moda Evlilik (2026) onun ikinci uzun metrajlı filmidir ve tamamen özkaynakla üretilen, endüstriden bağımsız ilk projesidir.

Mirac Atabey (1989, Rize, Turkey) is a director, screenwriter, and producer who graduated from the Doc Nomads Master’s Programme in documentary filmmaking, held in Lisbon, Budapest, and Brussels. He is the founder of Micmuss Film Entertainment, a film production and distribution company based in Pazar, Rize. His short film trilogy, consisting of Stove (2012), Downtown (2014), and Yard (2018), has received recognition on the film festival circuit, with the final installment premiering at the Rotterdam Film Festival. His debut feature film, A Hero of Our Time (2023), showcases a refined version of his observational visual style and interactive cinema language, characterized by uninterrupted scenes with lengthy acting performances, which won the Best First Film Award at the Bosphorus Film Festival. He was also a participant in Talents Sarajevo 2017 at the Sarajevo Film Festival and WIP Europa 2021 at the San Sebastian Film Festival. Marriage A-la-Mode (2026) is his second feature film and his first entirely self-funded, industry-free project.

MUTTER: BİR ANNENİN HATIRA DEFTERİ / MUTTER: THE DIARY OF A MOTHER

2026 / 99’ / Renkli Color / Türkiye Turkey

Yönetmen/Director:  Alphan Eşeli

Senaryo/Screenplay: Alphan Eşeli

Müzik / Music : Tristan Bechet

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Özkan Karaköse

Sanat Grubu / Art Group: Saye Özçelik, Gülseren Cizdan, Melike Yılmaz, Umut Kambak, Oğuz Yıldırım, Hüseyin Yalçın, Hasan Yalçın, Hasan Kameray, Hüseyin Dolunay, Eren Dama, Yener Kaplan

Kurgu / Editing : Mesut Ulutaş

Oyuncular /Cast : Hazar Ergüçlü, Güven Kıraç, Erdeniz Kurucan, Ulvi Kahyaoğlu, Cansu Fırıncı, Cem Baza, Bertan Dirikolu, Eylül Dursun

Yapımcı / Producer : Ali Ömer Atay, Alphan Eşeli

Yapım / Production:  Seventyfour Films

Özet/ Summary

MUTTER: Bir Annenin Hatıra Defteri” Karadeniz’de geçen bir gerilim-dram filmi. Film, sıradışı bir doğum ile dünyaya getirdiği yaratığı korumak için her şeyini feda etmeyi göze alan bir annenin yürek burkan ve bir o kadar da gerilim dolu sürükleyici hikayesini anlatıyor. Esrarengiz karakterleri, etkileyici pastoral manzaraları, gerçeküstü ve beklenmedik olay örgüsüyle “MUTTER: Bir Annenin Hatıra Defteri”, anne ile çocuk arasında koşulsuz sevgiyi anlatan modern bir Karadeniz korku masalı.

On the fog-drenched Black Sea coast, a woman gives birth to a being that defies nature. As her body and mind begin to unravel, love becomes both her devotion and her disease. MUTTER is an intimate fever dream of motherhood, grief, and transformation — a modern folk parable where tenderness and terror share the same frame.

Yönetmen / Director

Alphan Eşeli, uluslararası festivallerde ödüller kazanmış yönetmen, senarist ve yapımcıdır. New York’ta sinema eğitimi aldıktan sonra reklam filmleri, müzik videoları ve fotoğraf alanlarında çalışmış, ilk uzun metraj filmi Eve Dönüş: Sarıkamış 1915 (2013) ile Montréal Dünya Film Festivali’nde FIPRESCI En İyi İlk Film ve Golden Zenith En İyi İlk Uzun Metraj ödüllerini kazanmış, BFI Londra Film Festivali’nin Sutherland Ödülü’ne aday gösterilmiştir. Kısa filmi Little Bullets, Telluride Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmış; ardından New York Film Festivali ve Palm Springs Uluslararası Film Festivali’nde gösterilmiştir. Eşeli, ISTANBUL’74 ve İstanbul Uluslararası Sanat ve Kültür Festivali’nin (IST. FESTIVAL) kurucu ortaklarındandır. Son filmi MUTTER: The Diary of a Mother (2026), 25. Tribeca Festivali’nde dünya prömiyerini yapmış ve Amerikan eleştirmenlerinden büyük övgü almıştır.

Alphan Eşeli is an award-winning Turkish film director, screenwriter, and producer After studying film making in New York, he began his career directing commercials, music videos, and working as a hotographer. His feature directorial debut, The Long Way Home (2013), won the FIPRESCI Award and the Golden Zenith Award at the Montreal World Film Festival and was nominated for the Sutherland Award at the BFI London Film Festival. His short film Little Bullets premiered at the Telluride Film Festival and was subsequently selected by the New York Film Festival and the Palm Springs

International Film Festival. Eşeli is the co-founder of ISTANBUL’74 and the stanbul International Arts and Culture Festival (IST. FESTIVAL). His latest feature, MUTTER: The Diary of a Mother (2026), premiered at the 25th Tribeca Festival, where it received widespread critical acclaim from American critics.

ÖLÜ KÖPEKLER ISIRMAZ / DEAD DOGS DON’T BITE

2026 /  103’ / Renkli Color / Türkiye Turkey

Yönetmen/Director:  Nuri Cihan Özdoğan

Senaryo/Screenplay: Nuri Cihan Özdoğan

Müzik / Music : Oğuz Özdoğan

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Mustafa Yeşilova

Sanat Yönetmeni / Art director : Cansel Karacan, Kenan Çelik

Kurgu / Editing : Hakan Çelik

Oyuncular /Cast : Kemal Burak Alper, Burak Can Doğan, Gizem Gülüş Koçoğlu, Ayşe Kaya, Özlem Buluttekin Özel, Ahmet Ağgün, Eser Ağçalı, Cevher Hikmet Güzey, Mehmet Akif Özdemir, Engin Yüksel, Abdullah Koç, Özgür Yiğenoğlu

Yapımcı / Producer : Kaan Özdoğan, Nuri Cihan Özdoğan

Yapım / Production:  Remz Film

Özet/ Summary

Yasa dışı atık ticaretinin en alt basamağında kendine yer bulan İsmet ve çocukluk arkadaşı Dogo, bir gün kendi çöp imparatorluklarını kurmanın hayalini kurar. Bu kirli sistemin içinde yükselmek uğruna kendilerine verilen en pis görevleri yerine getirdikçe, yalnızca doğanın değil, dostluklarının ve ruhlarının da giderek çürüdüğü karanlık bir dünyanın içine sürüklenirler.

At the bottom of the illegal waste trafficking network, İsmet and his childhood friend Dogo dream of one day building a garbage empire of their own. But as they take on the dirtiest jobs to rise through this corrupt system, they are drawn into a dark world where not only the land, but also their friendship and their souls, gradually begin to decay.

Yönetmen / Director

Nuri Cihan Özdoğan, Türk yönetmen ve senarist. Makine mühendisliği eğitiminin ardından sinema tutkusunun peşini bırakmadı. Kısa filmleri uluslararası film festivallerinde önemli ödüller kazandı. Sirayet (2017) kısa filmi, Cambridge Üniversitesi tarafından Yılın Filmi Ödülü’ne layık görüldü. Kurucusu olduğu Remz Film bünyesinde bağımsız filmler üretmektedir. İlk uzun metrajlı filmi Ölü Köpekler Isırmaz, dünya prömiyerini 2026 yılında Rotterdam Film Festivali’nde gerçekleştirmiştir.

Nuri Cihan Ozdogan is a Turkish filmmaker. After studying mechanical engineering, he decided to pursue a career in cinema. His short films received prestigious awards at international film festivals, including Sirayet (2017), named Film of the Year by the University of Cambridge. He makes independent films under Remz Film, the production company he founded. His debut feature film, Dead Dogs Don’t Bite, premiered at International Film Festival Rotterdam 2026.

PATATES KIZARTMASI / FRENCH FRIES

2026 /  92’ / Renkli Color / Türkiye Turkey

Yönetmen/Director:  Sinan Biçici

Senaryo/Screenplay: Sinan Biçici

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Vedat Dikmetaş

Sanat Yönetmeni / Art director : Özlem Dinler

Kurgu / Editing : Yakup Baysal

Oyuncular /Cast : Bülent Emrah Parlak, Serkan Genç, Elit Andaç Çam, Serdal Genç, Aylin Gül Biçici, Umut Açabuğa, Tuncay Kaymaz

Yapımcı / Producer : Sinan Biçici ,Tarık Karakulak, Tuncay Kaymaz

Yapım / Production:  Dreamers Production, UFP Medya , Kaymaz Film Prodüksiyon

Özet/ Summary

Bir televizyon dizisinin setinde yolları yıllar sonra yeniden kesişen Akın ve Serdal, bir zamanlar aynı hayalleri kurmuş, birlikte yoksul öğrencilik günleri geçirmiş iki eski dosttur. Kenan bugün şöhretli bir oyuncu, Serdal ise tiyatrosu borç yüzünden kapanmanın eşiğine gelmiş bir tiyatro yönetmeni ve oyuncusudur. Arkadaşının baskısıyla harçlık çıkarmak için diyaloglu bir yardımcı oyuncu olarak sete gelmiştir. Yardımcı oyuncu olarak set çalışanları tarafından önemsenmeyen hatta saygısızlığa uğrayan Serdal, başrol oyuncusu Akın’ın yakın arkadaşı olduğu öğrenildiğinde bir star muamelesi görmeye başlar.

Patates Kızartması, sinema sektörünün içinden bugünün insanına bakan; başarı, vicdan ve ertelenmiş hayaller üzerine bir film. Basit bir sorunun cevabını arar: İnsan değiştiği için mi hayallerinden vazgeçer, yoksa hayallerinden vazgeçtiği için mi değişir?

Years after their paths last crossed, Akın and Serdal reunite on the set of a television series. Once close friends who shared the same dreams and struggled through their impoverished student years together, their lives have since taken very different paths. Akın is now a famous actor, while Serdal is a theatre director and actor whose theatre is on the verge of closing due to mounting debts. At a friend’s insistence, he has come to the set to earn some extra money by taking a small speaking role.

Initially ignored and even treated disrespectfully by the crew because he is seen merely as a supporting actor, Serdal suddenly receives star treatment when they discover that he is a close friend of leading actor Akın.

French Fries looks at contemporary life from inside the film industry—a story about success, conscience, and deferred dreams. At its heart lies a simple question: Do we give up on our dreams because we change, or do we change because we give up on our dreams?

Yönetmen / Director

1975 yılında doğan Sinan Biçici, ilk, orta lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı.  Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sinema ve Televizyon bölümünde yüksek lisans eğitimi aldı. Profesyonel iş hayatına gazetecilikle başladı. Milliyet Gazetesi’nde televizyon ve sinema eleştirilerini içeren köşe yazarlığı yaptı.

Gazeteciliğin ardından başladığı film sektöründe, senaryo yazarı, yönetmen ve yapımcı olarak çalışmaya devam etmektedir.  Senaryo, hikaye anlatıcılığı ve proje tasarım gibi konularda eğitim vermektedir. Senaryo Yazarları Derneği’nde (SENDER) genel sekreterlik görevini üstlendi. Sinema Konseyi, Sinema Filmleri Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu, Televizyon ve Sinema Yapımcıları Meslek Birliği (TESİYAP) üyeliği yaptı. Halen SINEBIR (Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir.

Born in 1975, Sinan Biçici completed his primary and secondary education in Istanbul. He received his bachelor’s degree in Political Science and Public Administration from Middle East Technical University (METU) and his master’s degree in Cinema and Television from the Institute of Social Sciences at Beykent University. He began his professional career as a journalist and worked as a columnist for Milliyet, writing reviews and commentary on television and cinema. After leaving journalism, he moved into the film industry, where he continues to work as a screenwriter, director, and producer.He also teaches courses and workshops on screenwriting, storytelling, and project development. Biçici served as Secretary General of the Screenwriters’ Association (SENDER). He has also served as a member of the Cinema Council, the Film Evaluation and Classification Board, and the Television and Cinema Producers’ Professional Association (TESİYAP). He is currently a member of SİNEBİR (Cinema Work Owners’ Professional Association).

VARLIK / THE WEALTH

2026 /  81’ / Renkli Color / Türkiye Turkey

Yönetmen/Director:  Muzaffer Mehmet Çağlar

Senaryo/Screenplay: Muzaffer Mehmet Çağlar, Tahsin Yetkin

Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Serkan Gülgüler

Sanat Yönetmeni / Art director : Çağla Çağlar

Kurgu / Editing : Muzaffer Mehmet Çağlar, Tahsin Yetkin

Oyuncular /Cast : Onur Berk Arslanoğlu, Fatih Topçuoğlu, Bedir Bedir, Nilay Erdönmez, Nagihan Gürkan, Halit Tayfun Çorağan, Sabriye Kara, Murat Sağlam

Yapımcı / Producer : Muzaffer Mehmet Çağlar

Yapım / Production:  Çağlar Film

Özet/ Summary

Anadolu’nun bir şehrinde yaşayan varlıklı ve saygın tüccar Mehmet Bey, yaşamının son günlerini geçirmektedir. Sağlık durumu ağırlaştıkça aile üyeleri ve yakın çevresi onun etrafında toplanmaya başlar. Evin sessiz atmosferi içinde yıllardır bastırılmış gerilimler, söylenmemiş beklentiler ve gizli hesaplar yavaş yavaş görünür hâle gelir. Varlık, sessizlikler, bakışlar ve kırılgan ilişkiler üzerinden; mirasın, aile bağlarının ve ölüm gerçeğinin insanlar üzerinde yarattığı duygusal ve ahlaki çatlakları gözlemleyen minimalist bir anlatı kurar.

In an Anatolian city, Mr. Mehmet, a wealthy and respected merchant, is approaching death. As his condition worsens, family members and cquaintances begin gathering around him. Beneath the quiet atmosphere of the house, long buried tensions, unspoken expectations, and hidden ambitions slowly emerge.

Through silences, gestures, and fragile relationships, The Wealth explores the emotional and moral fractures created by inheritance, family ties, and the inevitability of death.

Yönetmen / Director

Muzaffer Mehmet Çağlar, İşletme Bölümü’nü bitirdi ve ardından New York’a gitti. New York Film Academy Film-Making bölümünü bitirdi. Çekimlerini New York’ta yaptığı “Beklentiler” isimli kısa filmi birçok festivalde yer aldı. 2012’de Caglar Motion Pictures & Film şirketini kurdu. 2014-2017 yılları arasında Saraybosna Film Festivali CineLink programına katılmış ve 2018 yılında “Kurban” adlı kısa film Fajr Film Festivali ana yarışmada yer almış ve Talent Campus (Darol Fonoun) programına da yönetmen olarak seçilerek başarısını uluslararası alanda kanıtlamıştır. Hikayesine 2021 yılında başladığı ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Genel Müdürlüğü Destekleme Kurulu’ndan destek aldığı “Varlık” isimli ilk uzun metrajlı filmin çekimlerini bitirerek, çalışmalarına devam etmektedir. “Varlık”, Saraybosna Film Festivali kapsamında CineLink Producers’ Lab programında yer almıştır.

Muzaffer Mehmet Çağlar graduated from the Department of Business Administration and then went to New York to study cinema. He successfully graduated from the New York Film Academy Film-Making department. He worked as the first assistant director in the feature-length film “Winds”. His short film “Expectations”, which he shot in New York, took part in many festivals. He founded Caglar Motion Pictures in 2012. He continues to work on the film by completing the script of his first feature film “Varlık (The Wealth)”, whose story he started in 2020. “The Wealth” took part in the CineLink Producers’ Lab program as part of the Sarajevo Film Festival.

Saturday, September 12, 2026

Anatolian Agency | Over 20 years to Promote Turkish Cinema Abroad.


He has been preparing an English-language newsletter for over 20 years to promote Turkish cinema abroad.

Ercüment Akman, who organizes film programs to promote Turkish cinema in the US and Canada, stated: "People screen Turkish films in various parts of the US and Canada through their own efforts, but we need to bring together 6 to 10 films and create a traveling film program that tours from Boston to San Diego."

"During Türkiye's intervention in Cyprus, the State Film Archive received requests from various US universities to screen Turkish films. They said, 'We want to watch Turkish films because we did not expect the Turks to carry out this Cyprus Operation. We figured that by watching these films, we could understand how Turks think.'"



Ercüment Akman—who organizes film programs to promote Turkish cinema in the US and Canada and has published the "Turkish Cinema Newsletter" for over 20 years—said, "People screen Turkish films in various parts of the US and Canada through their own efforts, but we need to bring together 6 to 10 films and create a traveling film program that tours from Boston to San Diego."

Akman, who wrote reviews for cinema magazines and newspapers while in Turkey and worked as a film programmer at the State Archive between 1969 and 1974, decided to focus on cinema alongside his architectural career after moving to Canada in 1978. His journey of promoting Turkish cinema—which has now spanned nearly half a century—began when he joined the board of directors of the Toronto Film Society, one of Canada's oldest film organizations. Akman explained to an Anadolu Agency (AA) reporter why he turned to cinema after moving abroad:

"You find yourself in a foreign country and ask yourself: 'I came from Türkiye; I am not returning—or cannot return—but how can I fill this void inside me? Since I am here, there must be a reason for it.' We need to discover that reason and give it substance. In the past, due to pressure from the church, no sporting events or film screenings took place anywhere in Toronto on Sundays; however, if you established a film club, you were permitted to hold screenings. The Toronto Film Society was an organization launched by a group of cinephiles to introduce foreign cinema to the country, and I thought I could help by screening Turkish films at their gatherings.

Akman, who expanded his film programming to the U.S. after receiving a request for information on Turkish cinema from the Smithsonian Museum in Washington, D.C., in 1998, noted that over time, simply organizing programs no longer sufficed, leading him to decide to launch a cinema newsletter.

Covering a wide range of topics—from Turkish films screened at festivals to current developments in the industry—in his "Turkish Cinema Newsletter," Akman said, "Over time, the newsletter grew organically thanks to the internet—much like casting a stone into a well. One day, even the French organizers of the Turkish Pavilion at the Cannes Film Festival—however they found me—called to ask if the Turks were coming, because I would appear in search results."

Akman, who publishes his newsletter at "https://turkfilm.blogspot.com," noted that when the internet first emerged, he registered domain names such as "turkfilm.com," "turkfilm.net," and "turkfilm.org," adding that he would gladly hand them over if relevant ministries or cinema organizations wished to use them. He also mentioned that he is currently working on the graphic history of Turkish cinema.

-"We need to turn this into a traveling film program (in the U.S. and Canada)"

Noting that Turkish film screenings are held in many countries—such as Germany—with the support of the Turkish diaspora, Akman said, "From what I observe regarding the Ministry [of Culture and Tourism], they tend to focus on countries with which we have emotional ties; however, we could also prioritize English-speaking countries like Canada and the U.S."

Noting that while a wide theatrical release for Turkish films in the US and Canada might not be feasible, screenings at universities, museums, and festivals are possible, Akman also expressed a desire to establish an ongoing "Turkish Film Week" series.

Akman remarked, "People are screening Turkish films in various parts of the US and Canada through their own efforts; however, we need to curate a selection of six to ten films and turn it into a traveling film program that tours from, say, Boston to San Diego. In the past, when we wanted to screen Turkish films, distributors—believing there was immense financial gain to be made in the American market—would demand $8,000 to $10,000 for a single screening. Yet, for the same film program, I could acquire Italian or Greek films for $800 to $1,000. This situation needs to change."

-"Turkish cinema's melodramatic roots should be leveraged"

Akman observed that, apart from award-winning festival films, Turkish cinema tends to focus heavily on comedy—limiting its international exposure—and argued that the industry should instead leverage its inherent melodramatic roots. Noting that this factor plays a role in the success of Turkish TV series, Akman shared two anecdotes:

"One involves a Bulgarian friend of mine. During a seminar in Bulgaria, the topic of Turkish TV series came up, and people remarked that—despite having some unpleasant historical memories involving Turks—these series are deeply loved in Bulgaria. They told my friend, 'I adore Turkish series because the grandmother character reminds me of my own grandmother.' In other words, there is a cultural permeability here that we absolutely must leverage. The second anecdote concerns a foreign friend watching a movie in Türkiye. By the end of the film, both the male and female protagonists die without ever reuniting. While feeling deeply saddened, my friend noticed that everyone leaving the theater was smiling, which piqued their curiosity. They were told, 'Yes, they died, but they will be reunited in the afterlife.' Turks view melodrama as the initial spark of a future hope; it is a sentiment unique to us. We could build a specific genre of cinema around this concept in our films as well. In fact, I find this particular kind of melancholy in the films of Zeki Demirkubuz."

"The funds allocated for films do not exceed the promotional budget of an independent film shot in New York."

Pointing out the need for various organizations in Türkiye to allocate more funding to films, Akman said, "The funds do not actually exceed the promotional budget of an independent film shot in New York."

Noting that filmmakers turn to co-productions to overcome this issue, Akman said, "Co-productions may not always focus on subjects that showcase Türkiye well, but they do secure you a foreign distributor. Foreign distributors have influence over film festivals, which enables your film to be screened."

-"If we watch these films, we can understand how Turks think."

Akman, who taught courses on Balkan and Turkish cinema at Georgetown University for five years, stated that films serve as a form of soft power and reflect the mindset of peoples.

While discussing this topic, Akman shared a memory from his time working at the Turkish Film Archive during the Cyprus Peace Operation:

"During Türkiye's intervention in Cyprus, the State Film Archive received requests from various U.S. universities to screen Turkish films. Back then, films weren't digital; they came in boxes of 10 to 15 reels that had to be loaded onto planes. Despite these logistical challenges, we asked why they wanted Turkish films—wondering if there was an interest in Turkish cinema within their film departments. They replied, 'No, we aren't from film departments; we specialize in history, politics, and international relations. We want to watch Turkish films because we didn't expect the Turks to carry out this Cyprus Operation. We figured that by watching these films, we could understand how Turks think.'" "For this reason, films are actually a matter of what we call 'soft politics'—or soft diplomacy. I believe this is an area that deserves attention."

Akman also cited social media posts—inspired by the image created by Turkish TV series—that highlight the beauty of Turkish women and the handsomeness of Turkish men.

Source: AA

--------------


"Türk sinemasının yurt dışında tanıtımı için 20 yılı aşkın süredir İngilizce bülten hazırlıyor


- ABD ve Kanada'da Türk sinemasının tanıtılması için film programları düzenleyen Ercüment Akman: -"İnsanlar kendi çabalarıyla ABD'nin, Kanada'nın değişik yörelerinde Türk filmleri gösteriyorlar ama 6-10 filmi bir araya getirip Boston'dan San Diego'ya dolaşan bir gezici film programı haline getirmemiz gerekiyor" -

"Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesi sırasında Devlet Film Arşivine ABD'deki değişik üniversitelerden Türk filmlerini izleme talebi geldi. (Dediler ki) Türk filmi izlemek istiyoruz çünkü bu Kıbrıs Harekatı'nı Türklerden beklemiyorduk. Eğer bu filmleri izlersek Türklerin nasıl düşündüğünü anlayabiliriz diye kendi kendimize böyle bir yol bulduk"

ABD ve Kanada'da Türk sinemasının tanıtılması için film programları düzenleyen ve 20 yılı aşkın süredir "Turkish Cinema Newsletter"ı (Türk Sineması Bülteni) yayımlayan Ercüment Akman, "İnsanlar kendi çabalarıyla ABD'nin, Kanada'nın değişik yörelerinde Türk filmleri gösteriyorlar ama 6-10 filmi bir araya getirip Boston'dan San Diego'ya dolaşan bir gezici film programı haline getirmemiz gerekiyor." dedi.

Türkiye'deyken sinema dergileri ve gazetelerde eleştiriler yazan, 1969-1974'te Devlet Arşivi'nde film programcılığı yapan Akman, 1978'de Kanada'ya taşındıktan sonra mesleği mimarlığın yanı sıra sinemaya odaklanmaya karar verdi. Akman'ın Kanada'nın en eski sinema kuruluşlarından Toronto Film Society'de yönetim kuruluna girmesiyle de yarım yüzyıla yaklaşan Türk sinemasını tanıtma yolculuğu başlamış oldu.

Akman, AA muhabirine yurt dışına taşındığında neden sinemaya yöneldiğini şöyle anlattı:

"Kendinizi yabancı bir ülkede buluyorsunuz ve kendinize şöyle bir soru sorabiliyorsunuz: ' Türkiye'den geldim, dönmüyorum veya dönemiyorum ama bu içimdeki boşluğu nasıl kapatabilirim? Mademki geldim, bunun bir sebebi olmalı'. Bu sebebi bulup altını doldurmamız gerekiyor. Toronto'da eskiden pazar günleri kilisenin baskısıyla hiçbir yerde spor müsabakası yapılmaz, film gösterilmezmiş ancak sinema kulübü kurarsanız gösterim yapabiliyormuşsunuz. Toronto Film Society ise ülkede yabancı ülke sinemalarını tanıtmak için bir grup sinemaseverin başlattığı bir kuruluştu. Ben de onların toplantılarında Türk filmlerini göstererek yardımcı olacağımı düşündüm."

ABD'nin başkenti Washington'daki Smithsonian Müzesi'nden 1998 yılında kendisine Türk sinemasıyla ilgili bilgi talebi gelmesi üzerine de film programlarını ABD'ye genişleten Akman, zaman içinde ise programlar düzenlemenin kendisine yetmediğini ve bir sinema bülteni çıkarmaya karar verdiğini kaydetti.

"Turkish Cinema Newsletter" bülteninde festivallerde gösterilen Türk filmlerinden Türk sinemasına dair güncel gelişmelere birçok konuya yer veren Akman, "Bülten, zaman içerisinde hani kuyuya bir kere taş atmak gibi internet sayesinde kendiliğinden gelişti. Hatta bir gün Cannes Film Festivali'ndeki Türk Pavyonu'nu düzenleyen Fransızlar bile nasıl bulmuşlarsa beni aradılar, Türkler geliyor mu diye sordular çünkü internette arayınca çıkar oldu." dedi.

Bültenini "https://turkfilm.blogspot.com" olarak yayımlayan Akman, internet ilk ortaya çıktığında Türkiye'yle ilgili "turkfilm.com", "turkfilm.net", "turkfilm.org" gibi internet siteleri isimlerini aldığını, bunları ilgili bakanlıklar veya sinema kuruluşları kullanmak isterse severek kendilerine devredeceğini kaydetti. Akman, şu anda Türk sinemasının grafik tarihi üzerinde de çalıştığını aktardı.

-"(ABD ve Kanada'da) Gezici film programı haline getirmemiz gerekiyor"

Türk diasporasının da katkısıyla Almanya gibi birçok ülkede Türk film gösterimlerinin yapıldığını hatırlatan Akman, "(Kültür ve Turizm Bakanlığı) Bakanlıktan gördüğüm, daha çok bizimle duygusal ilişkisi olan ülkelere ağırlık veriyorlar ama Kanada, ABD gibi İngilizce konuşan ülkeleri de öne alabiliriz." dedi.

ABD ve Kanada'da Türk filmlerinin vizyona girmesi mümkün olmasa da üniversiteler, müzeler ve festivallerde gösterilebileceğini aktaran Akman, ayrıca sürekliliği bulunan "Türk Film Haftası" yapmak istediklerini dile getirdi.

Akman, "İnsanlar kendi çabalarıyla ABD'nin, Kanada'nın değişik yörelerinde Türk filmleri gösteriyorlar ama 6-10 filmi bir araya getirip mesela Boston'dan San Diego'ya dolaşan gezici film programı haline getirmemiz gerekiyor. Ancak zamanında Türk filmi göstermek istediğimizde dağıtımcılar, Amerika gösteriminde çok büyük finansal avantaj olduğunu düşünüyor ve bir gösterim için 8-10 bin dolar istiyorlardı. Ben aynı dönemde bir film programında İtalyan, Yunan filmini 800-1000 dolara alabiliyordum. Bunun değişmesi lazım." değerlendirmesinde bulundu.

-"Türk sinemasının melodram altyapısı kullanılmalı"

Akman, ödüller alan festival filmleri dışındaki Türk filmlerinin daha çok komedi türüne odaklandığını, bu nedenle yurt dışı gösterimlerinin kısıtlı kaldığını dile getirerek, aslında Türk sinemasının melodram altyapısının kullanılması gerektiği görüşünü dile getirdi.

Türk dizilerinin başarısında biraz da bunun etkili olduğunu belirten Akman, iki anısını şöyle aktardı:

"Biri Bulgar bir arkadaşımla ilgili. Bulgaristan'daki bir seminerde Türk dizileri konusu açılıyor ve diyorlar ki bizim esasında Türklerle bazı kötü hatıralarımız var fakat Bulgaristan'da bu diziler çok seviliyor. Arkadaşıma diyorlar ki, Türk dizisine bayılıyorum çünkü oradaki büyükanne benim büyükanneme benziyor. Yani kültürel geçirgenlik var ve bunu mutlaka kullanmamız lazım. İkincisi yabancı bir arkadaş Türkiye'de film izliyor. Filmin sonunda hem erkek hem kadın kahramanı birbirlerine kavuşamadan ölüyor. Kendisi çok üzgünken sinemadan çıkan herkesin çok güler yüzlü olduğunu görüyor ve merak ediyor. Demişler ki, evet onlar öldü ama öbür dünyada kavuşacaklar. Türkler melodramı ilerideki bir ümidin ilk kıvılcımı gibi görüyorlar. Bize ait bir his. Bunun üzerinden kendimize böyle bir tür sinemasını filmlerde de yaratabiliriz. Aslında bu tip hüznü ben Zeki Demirkubuz filmlerinde buluyorum."

"Filmlere ayrılan fonlar New York'ta çekilmiş bir bağımsız filmin tanıtım bütçesini aşmıyor"

Türkiye'de farklı kuruluşların filmlere daha çok fon ayırması gerektiğine işaret eden Akman, "(Fonlar) aslında New York'ta çekilmiş bir bağımsız filmin tanıtım bütçesini aşmıyor." dedi.

Sinemacıların bunu aşmak için ortak yapımlara yöneldiğini hatırlatan Akman, "Ortak yapımlar ise bazen Türkiye'yi iyi tanıtan konularda olmuyor ama yabancı bir dağıtımcı bulmuş oluyorsunuz. Yabancı dağıtımcının da film festivallerine etkisi oluyor ve o sayede filminiz gösterilebiliyor." dedi.

-"Bu filmleri izlersek Türklerin nasıl düşündüğünü anlayabiliriz"

Balkan ve Türk sinemasına dair Georgetown Üniversitesi'nde beş sene ders veren Akman, filmlerin aynı zamanda yumuşak güç olduğunu ve halkların düşünüş tarzını yansıttığını söyledi.

Akman, bu konuda Türk Film Arşivi'nde çalışırken Kıbrıs Barış Harekatı döneminden anısını şöyle aktardı:

"Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesi sırasında Devlet Film Arşivine ABD'deki değişik üniversitelerden Türk filmlerini izleme talebi geldi. O zamanlar filmler dijital değil, 10-15 bobin kutularla uçaklara konuyor. Bütün bu zorluklara rağmen bizden Türk filmi istedikleri için biz de sorduk niye film istiyorsunuz diye, 'Üniversitenizin film bölümünüzde Türk sinemasına ilgi mi var?' dedik. Dediler ki, 'Yok biz sinemayla ilgili bölümler değiliz, daha çok tarih, politika ve uluslararası ilişkiler. Türk filmi izlemek istiyoruz çünkü bu Kıbrıs Harekatı'nı Türklerden beklemiyorduk. Eğer bu filmleri izlersek Türklerin nasıl düşündüğünü anlayabiliriz diye kendi kendimize böyle bir yol bulduk.' Bu nedenle filmler aslında yumuşak politika dediğimiz, yani bir soft diplomasi dediğimiz bir konu. Bence üzerine eğilinmesi gerekiyor."

Akman, Türk dizileriyle oluşan algıyla yapılan Türk kadınlarının güzel, Türk erkeklerinin yakışıklı olduğuna dair sosyal medya paylaşımlarını da örnek gösterdi.

Kaynak: AA

Sunday, August 23, 2026

Remembering Yücel Çakmaklı (1937-2009)


  • Remembering Yücel Çakmaklı 
    the 'Milli' Director of Turkish Cinema

  • (b. 1937, Bolvadin, Afyonkarahisar, Türkiye - 
    d.
    23 August 2009 İstanbul 
    Türkiye)

After undergoing bypass and heart valve surgery, Çakmaklı was admitted to intensive care and passed away on August 23, 2009, and was buried in Zincirlikuyu Cemetery.

Seventeen years have passed since the death of Yücel Çakmaklı, the director, producer, and screenwriter who developed a national language in Turkish cinema and pioneered the "national cinema" movement.

Born in Afyonkarahisar in 1937, Çakmaklı graduated from Istanbul University's Institute of Journalism and began writing film articles for the Yeni İstanbul Newspaper. Starting his career as an assistant director at Erman Film Studios, he worked with names such as Osman Seden and Orhan Aksoy and contributed to nearly 50 films.

In the same year, Çakmaklı directed his first documentary film, "Kabe Yolları" (Roads to the Kaaba), and founded Elif Film company in 1969. Following his first feature film, "Birleşen Yollar" (United Paths), in 1970, he made films highlighting national and spiritual values, such as "Zehra," "Çile" (Suffering), and "Oğlum Osman" (My Son Osman). Yücel Çakmaklı defined this movement as "National Cinema" in an interview with Tohum magazine. Between 1975 and 1990, Çakmaklı continued his work within TRT (Turkish Radio and Television Corporation), becoming known for his 30-70 minute television films based on short stories. His films "Çok Sesli Bir Ölüm" (A Polyphonic Death) and "Çözülme" (Dissolution), adapted from the works of Rasim Özdenören, won awards at a television film competition in Prague. He also presented Necip Fazıl's "Bir Adam Yaratmak" (Creating a Man), previously adapted for the stage by Muhsin Ertuğrul, as a television series. His miniseries, "Kuruluş: Osmancık" (Establishment: Osmancık), created a great stir in Turkish cinema. 

Çakmaklı, whose work focusing on Ottoman history attracted attention among the films produced by TRT, adapted Tarık Buğra's novel into a television series in 1987, which was watched with great interest alongside famous names from Yeşilçam (Turkish film industry). His 1989 film "Minyeli Abdullah" reached over 500,000 viewers, becoming one of the most watched productions of its time. Due to his valuable contributions to Turkish cinema, Çakmaklı was honored with the State Superior Service Medal by the Turkish Grand National Assembly on July 10, 2008, and in the same year, he received the Lifetime Achievement Award from the Ministry of Culture and Tourism for his 50 years of contributions to cinema. 

With Elif Film, which he founded with Ali Osman Emirosmanoğlu in 1969, Çakmaklı brought an understanding to cinema that centered on national and spiritual values. By directing the film "Birleşen Yollar," adapted from Şule Yüksel Şenler's 1970 novel "Huzur Sokağı," Çakmaklı created one of the first important examples of this understanding in cinema. He solidified his place in film history with productions such as "Çile," "Zehra," "Diriliş," "Oğlum Osman," "Kızım Ayşe," and "Minyeli Abdullah." 

Çakmaklı, who also made a name for himself with his work at TRT between 1975 and 1990, left his mark on the television world with his literary adaptations. He brought Necip Fazıl Kısakürek's "Creating a Man" and Tarık Buğra's "The Little Master" and "The Foundation" to the screen. 

He particularly brought Ottoman history to television screens with the series "The Foundation: Osmancık," which aired in 1987. Nazif Tunç, President of the International Cinema Association and a director, speaking about Yücel Çakmaklı's influence on cinema, stated that Çakmaklı was one of the rare directors who could speak directly to his society through cinematic language. Tunç expressed that Çakmaklı displayed a courageous stance against the aspects of cinema that denied the realities and identity of the country. Describing the spirit of resistance that Çakmaklı brought to cinema, Tunç said that he reflected the nation's core characteristics, richness of faith, and wisdom in his films. Tunç emphasized that Çakmaklı's works, which created some of the greatest and most enduring productions in Turkish cinema and television history, are still valuable. 

Director Mesut Uçakan stated that Çakmaklı was the first to draw attention to national and religious values ​​in cinema and that he took a stance against the official ideology. Uçakan said that as young people who followed in Çakmaklı's footsteps, they are trying to strengthen this movement. He stated that the efforts to renew national cinema continued even after Çakmaklı's death, and that they brought national cinema back to the forefront with the establishment of the International Cinema Association. Uçakan said he believes that new generations, drawing strength from the past, will come to the future with new rebellions.


Türk sinemasının 'milli' yönetmeni Yücel Çakmaklı

Türk sinemasında milli bir dil geliştiren ve "milli sinema" akımına öncülük eden yönetmen, yapımcı ve senarist Yücel Çakmaklı'nın vefatının üzerinden 17 yıl geçti.

Çakmaklı, 1969'da Ali Osman Emirosmanoğlu ile kurduğu Elif Film'le, sinemada milli ve manevi değerleri merkeze alan bir anlayış kazandırdı. Şule Yüksel Şenler'in 1970 tarihli "Huzur Sokağı" romanından uyarladığı "Birleşen Yollar" filmini yöneterek, bu anlayışın sinemada önemli ilk örneklerinden birine imza atan Çakmaklı, "Çile", "Zehra", "Diriliş", "Oğlum Osman", "Kızım Ayşe" ve "Minyeli Abdullah" gibi yapımlarla sinema tarihindeki yerini sağlamlaştırdı.

1975-1990 yılları arasında TRT'deki çalışmalarıyla da adından söz ettiren Çakmaklı, edebiyat uyarlamalarıyla televizyon dünyasında iz bıraktı. Necip Fazıl Kısakürek'in "Bir Adam Yaratmak" ve Tarık Buğra'nın "Küçük Ağa" ile "Kuruluş" eserlerini ekrana taşıdı.

Özellikle 1987'de yayımlanan "Kuruluş: Osmancık" dizisiyle Osmanlı tarihini televizyon ekranlarına getirdi. Yücel Çakmaklı'nın sinemadaki etkisini anlatan Uluslararası Sinema Derneği Başkanı ve yönetmen Nazif Tunç, Çakmaklı'nın sinema dilini toplumuyla doğrudan konuşabilen nadir yönetmenlerden biri olduğunu belirtti. Tunç, Çakmaklı'nın, sinemanın memleket gerçeklerini ve kimliğini yadsıyan yönüne karşı cesur bir duruş sergilediğini ifade etti. Çakmaklı'nın sinemaya kattığı mücahit ruhunu anlatan Tunç, onun milletin öz karakterlerini, inanç zenginliğini ve irfanını filmlerinde yansıttığını söyledi. Tunç, Türk sinema ve televizyon tarihinin en büyük ve kalıcı yapımlarına imza atan Çakmaklı'nın çalışmalarının hala değerli olduğunu vurguladı.

Yönetmen Mesut Uçakan ise Çakmaklı'nın sinemada milli ve dini değerlere ilk dikkat çeken isim olduğunu belirtti ve resmi ideolojiye karşı bir duruş sergilediğini ifade etti. Uçakan, Çakmaklı'nın ardından gelen gençler olarak, bu hareketi güçlendirmeye çalıştıklarını dile getirdi. Çakmaklı'nın ölümünden sonra da milli sinemanın yenilenme çabalarının sürdüğünü ifade eden Uçakan, Uluslararası Sinema Derneği'nin kurulmasıyla milli sinemayı tekrar gündeme taşıdıklarını belirtti. Uçakan, geçmişten güç alan yeni nesillerin yeni başkaldırılarla geleceğine inandığını söyledi.

 1937'de Afyonkarahisar'da doğan Çakmaklı, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünden mezun olduktan sonra Yeni İstanbul Gazetesinde sinema yazıları yazmaya başladı. Erman Film Stüdyoları'nda yardımcı yönetmen olarak başlayan kariyerinde, Osman Seden ve Orhan Aksoy gibi isimlerle çalıştı ve 50'ye yakın filme katkıda bulundu.

Çakmaklı, aynı yıl "Kabe Yolları" adlı ilk belgesel filmini yönetti ve 1969'da Elif Film şirketini kurdu. 1970'de çektiği ilk uzun metrajlı filmi "Birleşen Yollar"ın ardından, "Zehra", "Çile" ve "Oğlum Osman" gibi milli ve manevi değerleri öne çıkaran filmler yaptı. Yücel Çakmaklı, bu akımı Tohum dergisine verdiği bir demeçte "Milli Sinema" olarak tanımladı. 1975-1990 yılları arasında TRT bünyesinde çalışmalarına devam eden Çakmaklı, kısa hikayelerden oluşturduğu 30-70 dakikalık televizyon filmleriyle tanındı.

Rasim Özdenören'in eserlerinden uyarladığı "Çok Sesli Bir Ölüm" ve "Çözülme" filmleri, Prag'daki televizyon filmi yarışmasında ödül aldı. Daha önce Muhsin Ertuğrul'un sahneye uyarladığı Necip Fazıl'ın "Bir Adam Yaratmak" eserini televizyon dizisi olarak izleyicilere sundu. "Kuruluş: Osmancık" adlı mini dizisi, Türk sinemasında büyük yankı uyandırdı.

Osmanlı tarihine odaklanan bu yapımıyla TRT tarafından yapılan filmler içinde dikkati çeken Çakmaklı'nın, 1987'de Tarık Buğra'nın romanından uyarladığı dizi, Yeşilçam'dan ünlü isimlerle birlikte ilgiyle izlendi. 1989'da çektiği "Minyeli Abdullah" filmiyle 500 binden fazla seyirciye ulaşarak dönemin en çok izlenen yapımlarından biri oldu.

Türk sinemasına kattığı değerli çalışmaları nedeniyle Çakmaklı, 10 Temmuz 2008'de TBMM tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile onurlandırıldı ve aynı yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından sinemadaki 50 yıllık katkılarına Emek Ödülü verildi.

Baypas ve kalp kapakçığı ameliyatının ardından yoğun bakıma alınan Çakmaklı, 23 Ağustos 2009'da hayata gözlerini yumdu ve Zincirlikuyu Mezarlığı'nda defnedildi.